Ben onları tanıyorum... Sevinçlerden
çok hüzün büyüten, "acıyı bal eyleyen" onlardır.
Lacivertli elbisede değil,
formada görmüşlerdir. Orkideli bir dünyada değil, en fazla sarı
papatyalı kırsal alanların çocuklarıdır. Karanlık dünyalarına ışık
sadece "Fenerbahçe" burnundaki "Fener"den düşer.
Onlar vardır ve sadece "varlık"la
değil "yok"lukla da var olmuşlardır. İhaneti görmüş, ihaneti yaşamış
ama hiç ihanet etmemişlerdir. Yoksul ve çilekeş olup, inanılmaz ve
anlatılmaz bir sevgi zenginliğe ile yaşarlar.
Saf ve arınmış yüreklerinde başka
bir sevgiliye yer vermemiştir onlar. Belki daha hırçın ve daha
kıskanç sayılır onlar. Yendiklerinde olduğu kadar yenildiklerinde de
"büyük" olabilmişlerdir. Ki yaşları 10-12 olsa bile.
"Canım feda olsun sana" diye
haykırıp, baba harçlıklarını, ya da vardiyaların terle ıslanmış
paralarını gişelere bırakan onlardır. Hayatla randevularını,
takımlarının maçlarına göre ayarlayan "seninle gülerim, seninle
ağlarım" diyen onlardır.
Bodrum ve Marmaris'in bronz
güneşi düşmez onlara.. olsa olsa deplasmanların "halk tarifesi"
uygulayan otobüsleriyle "maç turları"na katılır ve 5 değil, boş
yıldızlı otellerin sıradan insanları olurlar. Tatil güneşi ile
değil, sonuçla yanar onlar.
Kıskançlık ve öfkeli, bağnaz ve
dertli, kimbilir saçları "sarı"ya, gözleri laciverte çalan bir kız
düşlemektedirler. Öfke selinde mısra yerine, küfürle kafiye
yapsalarda duyguları vardır onların.
Herkes gibi resimler asılıdır
duvarlarında... Kendilerinden ve yakınlarından ve sevgililerinden
çok, Zeki Rıza'ların, Lefter'lerin, Can'ların, Aykut'ların ve
Oğuz'ların resimleriyle süslüdür dört duvarları...
Fenerbahçe'ye tutsak yaşar
onlar... Fenerbahçe'ye "müebbeden sevdalı" ve parangalı olup,
özgürlük ve yaşama sevinci adına ne varsa herşeyi orada görürler.
Bütün soluklarıyla tükenmez bir
inancı haykıran "bugün olmadı, yarın mutlaka" diyenlerde onlardır.
Ergun HİÇYILMAZ