|
Şehrin
futboldaki arenası olan Atatürk Stadyumu'nun karşısındaki Horozlu ve Konevi Sitelerinin
bulunduğu yere, o yıllarda Çamlıbahçe deniyordu. Askeri lise ile Konya
Lisesi'nin talebeleri bu bahçede futbol maçları yapıyordu. Çamlıbahçe'nin
sahibi onları kovunca futbol oynamak için yanıp tutuşan Konyalı
gençler, önce Meram'a giden yolun Ordu Pazarı civarındaki boş arsada
daha sonrada Musalla'da şuan Emniyet Müdürlüğü'nün bulunduğu yerde top koşturdular. Sadece liseliler
değil, medrese talebeleride futbol topunun büyüsüne kapılmışlardı.
Konya'nın ünlü tarihçilerinden İbrahim Hakkı Konyalı, ders
çalışmalarına engel olur gerekçesiyle hocalarının izin vermediği
futbolu, gizli gizli oynadıklarını anlatıyor.
"Medrese'de Orhan diye bir talebenin
amcasını oğlu İstanbul'da kaymakamdı. O bize futbol topu ve top isimli
bir futbol mecmuası gönderdi. Bu mecmuayı Beşiktaş'ın eski
futbolcularından Refik Osman Top çıkarıyordu. Oradan işaretlerle "topa
nasıl vurulur" öğrendik."
Bu arada esnaflar, vilayetteki memurlar
ve matbuat çalışanları da topa merak sarınca futbolun ilk sinyalleri
gelmeye başladı. Babalık Gazetesi'nin çalışanları ve memurlar bir
takım kurdular, renkleri de sarı-kırmızı oldu. İsmi matbuat olarak
bilinen bu takım daha sonra ülkenin en gözde takımlarından biri olacak
ve Konyaspor'un nüvesini teşkil edecekti.
Futbolun Konya'da filizlendiği yıllarda
düzenlenen önemli bir organizasyon şehrin bu oyunla tanışmasını
inkılap tarihine kazıdı. Anadolu'da işgali sona erdirecek kuva-i
milliye ruhu, düzenli ordularla düşmanın korkulu rüyası olmaya
başlamıştı. Türk ordusu Kurtuluş Savaşı'ında Yunan ordusuna son
darbeyi indirmeye hazırlanırken Anadolu'da bir sessizlik hakimdi.
Çatışmalar azalmış her iki ordu dfa birbirlerinin nasıl bir hamle
yapacağını sezmeye çalışıyordu. Yunanlılar Ege'den içeriye yavaş yavaş
ilerlemekteydi. Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak
ve İsmet İnönü'ye Batı Cephesi Karargahı Akşehir'de bir futbol maçı
düzenlenmesini emretti. Bu maç aslında önemli stratejilerinin
belirleneceği büyük toplantının kamuflajı olacaktı. Tarih 1922 yılı
Temmuz ayının 28'ini gösteriyordu. "Türklerin savaş ya da taarruz
hazırlığıyla bir ilgisi yok. Askerleri bile halktan gençlerle
eğleniyor." oyunu için, en iyi araç olarak yine top seçilmişti.
Yanıltma taktiği için Akşehirli gençler ve cephe komutanlığındaki
subaylar ile erattan, iki takım oluşturuldu. Akşehir takımında oynayan
Kara Mustafa'nın kardeşi Aşcı Hoca'nın Necati, hayatında şahit olduğu
bu en önemli olayı şöyle anlatıyor. "25 Temmuz'da Atatürk Akşehir'e
geldi. Komutanlarla taarruzun görüşmelerini yaptığını sonradan
öğrendik. Futbol maçını izleyeceğini duyduk. Maç cuma günüydü.
Askerler ve Akşehir Halkı, Cuma namazını Ulucami'de kıldı. Atatürk
müezzinin yanındaydı. Namazdan sonra istasyon yolunun yanındaki
araziye hep birlikte gittik. Burası Atatürk'ün kaldığı Derviş Bey'in
evinin hemen arkasındaydı. Abim Kara Mustafa'nın da aralarında
bulunduğu Akşehir takımıyla, subay ve askerlerden oluşan takım maç
yaptılar. Yenişemediler ve maç 2-2 berabere bitti. Yaklaşık 1 ay sonra
tekrar Akşehir'e gelen Atatürk, Duatepe'de komutanlarıyla birlikte
Büyük Taarruz'un emrini verdi." Bu maç Akşehir'de daha önce
futbol oynandığının da kanıtıydı aynı zamanda. Çünkü ilçedeki
gençlerin futbol ayakkabıları, formaları ve parçalı topları vardı
Konya'nın ilçesinde böylesine bir
futbol kültürü varken şehirde de, gayrı resmi de olsa takımlar
kurulmaya başlamıştı. Matbuat takımının içinden Konya futbolunun
köklerini teşkil edecek "birlik" futbol aşkıyla yanıp tutuşan
"gençleri" çatısının altında buluşturdu. 1922 yılının haziran ayında
Konya Gençlerbirliği adıyla yepyeni bir takım kuruldu. Türkiye'de yeni
bir takım haline gelen Anadolu futbol birliklerine, şehirlerin
isimleriyle birlikte gençleri bir araya getiren takımlar anlamında
Gençlerbirliği isimleri konuyordu. Konyalı topcular Gençlerbirliği'nde buluştu.
Babalık Gazetesi İdare Müdürü Halit
Kurşun, Baş Mürettip Nazım Ermeral, PTT Memuru Münir Bey, Gazazade
Kadir, Mürettip Hüseyin, Makinist Selim Gençlerbirliği'ne hayat veren
isimlerdi. Beşiktaş'tan esinlenerek takımın renklerinin siyah-beyaz
olmasına karar verildi. Kuruluşundan iki yıl sonra babası Konya'da
askeri levazım albayı olan ve yıllarca Beşiktaş'ta futbol oynayan lise
öğrencisi olan Şükrü Erkuş da katıldı.
Siyah-beyaz renkli bu takımın bir de
simgesi olmalıydı. Yine Beşiktaş'tan esinlendiler ve Konya
Gençlerbirliği'nin amblemi hırçın bakışlı, kara bir kartal oluverdi.
Şükrü Bey'in muallim mektebinde talebe olan kız kardeşi, simli, parlak
iplerle, eline iğneyi alarak 12 tane kartal işledi. Matbuat takımının
tecrübeli denilebilecek futbolcularının giydiği formaların göğsüne bu
kartal kondu. Ağabeyinin zaman zaman giydiği formanın üzerindeki
kartal amblemini de hatıra olarak sakladı. Şükrü Bey, takımın 1924
yılında çekilmiş bir fotoğrafının arkasına emeğinin göstergesi olarak
şu cümleyi yazıyordu: "sırf benim çalışmamda bir çok mevcudiyet
gösteren, Gençlerbirliği birinci futbol takımı budur"
Konya Gençlerbirliği yaklaşık bir yıl,
lise takımlarıyla maçlar yaparak futboldaki varlığını sürdürdü. Ancak
1923 yılının Temmuz ayında onlara çok ciddi bir rakip çıktı. Orduda
görev yapan Rafet Çağlar, Milletvekili Saffet Gürol, Şevki Ergun,
Celal Vaner, Nazım Buzcu, Seyfi Muşkara, Konya Lisesi'nde beden
eğitimi öğretmeni olan Süreyya Ege ve Celal Ulusan bir araya gelerek
Konya'nın idman yuvasını kurdular. Onlarda Galatasaray'ı seviyorlardı
ama yepyeni bir takım için yeşil ve beyaz renkleri tercih ettiler.
Konya'da Gençlerbirliği'nin yanında parlayan bir takım olduklarını
göstermek için de amblem olarak büyük, beyaz bir yıldız resmettiler.
Kartala karşı koyacak yıldızı, göğüslerinde taşıdılar. Genelde düz
yeşil forma giydiler ve yıldızın yanında, Konya İdmanyurdu'nun
kısaltması olan K, İ ve Y harflerini taşıdılar.
Gayrı resmi olarak kurulan bu iki
takım İdman Cemiyetleri İttifakı yani Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü'nün kurulmasının ardından tescil edildi. Her şey bundan
sonra başladı. Kısa sürede yeşil ve siyah sevenler bu takımların
etrafında toplanmaya başladı. Konya'da futbol sevgisi artıyor
taraftarlık bilincide yavaş yavaş yerleşiyordu. 1929 yılına kadar
Gençlerbirliği, İdmanyurdu ve lise takımları kendi aralarında maçlar
yaptılar. Bu arada şehirdeki Fenerbahçe taraftarlarınca sarı-lacivert
renklerle, Selçukspor adında yıllarca adından söz ettirecek bir takım
kuruldu. Musalla Mezarlığı yanındaki sahada önemli bir rekabet
başladı. Selçukspor, 4 yıl içinde, takımını seçen Konyalı futbol
tutkunlarından, pek fazla bir pay kapamadı ve Gençlerbirliği ve
İdmanyurdu'nun daha çok oyuncu fabrikası olma görevini üstlendi. Bu
arada İdmanyurdu'nun ilk başkanlığını Ziraat Bankası'nda memur olan
Celal Bey, Gençlerbirliği'nin başkanlığınıda PTT de muhasebecilik
yapan Münir Bey yürütmekteydi.
İlk yıllarda bu iki takım arasında hoş
bir rekabet vardı. Kesinlikle yenmek için sahaya çıkılır, sonuna kadar
mücadele edilir, sonuş ne olursa olsun tüm oyuncular maç sonu dostça
aynı karede yer alırdı. Çünkü futbolcular önce dost, sonra rakip,
sonra yine dost olurlardı. Futbolcular ve takım yöneticileri
arasındaki bu dostluk zaman geçtikçe taraftarlara itici gelmeye
başladı. 1940'lı yıllara gelindiğinde Konya'da fanatizm rüzgarları
hissedilmeye başladı. Gençlerbirliği'ni tutan kardeş ile İdmanyurdu'na
gönül veren ağabeyin arası açılmaya başladı. Maçlarda galibiyetler ya
da yenilgiler çok daha heyacanla yaşanıyor, üzüntüler kızkınlığa
dönüşüyordu.
Bu arada Konya Gençlerbirliği taraftar
kitlesi giderek çoğalıyordu. Özellikle alt tabaka siyah beyazlı takıma
büyük bir sempati duyuyor ve maçlara daha büyük ilgi gösteriyordu. İki
takım arasındaki rekabeti, taraftarların eşit dağılmaması iyiden iyiye
tetikledi. Taraftarı az olan İdmanyurdu'nun yönetim ve genel kurul
üyelerinin şehrin önde gelen iş adamlarından seçilmesi, yıllar
geçtikçe yeşil beyazlı takıma "halktan kopuk bir zengin takımı"
yakıştırmasının yapılmasına neden olacaktı.
Kuruluşunun ardından yaklaşık 10 yıl
gibi bir süre geçmiş ve musalla mezarlığı civarındaki futbol sahası bu
iki takıma dar gelmeye başladı. 1934 yılında Ankara'dan bir takım,
İdmanyurdu ile maç yapmak üzere Konya'ya geldi. Ama öyle alelade bir
Ankara ekibi değildi bu takım. Gelenler, Gazi Mustafa Kemal'in çok
sevdiği ve maçlarını yakından takip ettiği Çankaya takımın
futbolcularıydı. İdmanyurdu rakibini zorda olsa yenmeyi başardı.
Atatürk sevdiği takımın yenildiğini duydu zorlu rakibin bir maç daha
yapılmak üzere Ankara'ya davet edilmesini istedi. Bu davet aynı
zamanda Konya futbolunun ulu önder ile ikinci kez buluşması anlamına
geliyordu. Yarbay Rafet Çağlar idaresinde Başkent'e giden İdmanyurdu
kafilesi, Çankaya ile bu kez berabere kaldı. Mustafa Kemal bir türlü
yenilmeyen Konyalı futbolcuları köşkte kabul etti ve "Siz konya'da
nerede top oynuyorsunuz, antrenman yapmadan nasıl bu kadar iyi
oynarsınız" diye sordu. Albay Rafet Bey, sahaları olmadığını ve
çeşitli yerlerde oynadıklarını söyledi. Paşa'nın Konya'da futbol
sahası için uygun bir yer sorması üzerine Rafet Çağlar, şimdiki imam
hatip lisesinin bulunduğu o zamanki jandarma mektebinin arsasından
bahsetti.
Sporu ve futbolu seven Atatürk, emir
subayına, bu alanın Konya'daki takımlar için milli emlaktan tahsis
edilmesi talimatını verdi. İdmanyurdu konya'ya döndü, jandarma
mektebinin yeri maçlar için hazırlandı ve takımlar burayı kullanmaya
başladı. Ancak Gençlerbiliği ve İdmanyurdu arasındaki maddi uçurum
iyiden iyiye ortaya çıktı. Yeşil beyazlı takımın yöneticileri
Atatürk'ün 5 yılda ödenme şartı koştuğu 500 lirayı yatırdı ve sahanın
tapusunuda İdmanyurdu üzerine yaptırdı. Sahanın yanındaki binadan
sadece birer oda alabilen Gençlerbirliği ve Selçukspor, İdmanyurdu'na
daha çok kızdılar ancak para sıkıntısı yüzünden adeta seslerini
yükseltemediler. "Zengin takımın kurumsallaşmaya önem veren
yöneticileri" 1951 yılında İmam Hatip Lisesi yapılacak olan futbol
sahasını 90 bin liraya satarak Zafer Meydanı'nda 3 katlı bir bina
satın aldı. Bir süre sonra da 100 dükkanı olan bu efsane binayı
yaptırdılar. Müteahhit firma İdmanyurdu Kulübü'ne tam 50 dükkan
vermişti.
Ama, taraftar desteğiyle alınan
sahadaki sonuçlar çoğu zaman parayı yenmeyi bildi. 1936 yılında ilk
kez Konya şampiyonu olan Gençlerbirliği, 1938 ile 1948 yılları
arasında şehir liginde aralıksız 10 yıl şampiyon oldu, şehir liginde.
Daha sonra ise rakiplerine uzunca bir süre boyun eğmek zorunda
kaldılar.
Toprak
sahadan, yapımı tamamlanan Atatürk Stadyumu'nun çim sahasına geçilmiş, taraftarlar maçları daha
kalabalık gruplar halinde izliyordu artık. Konya'nın futboldaki
arenasında derbilerin havası da değişmeye başlamıştı. 1951 yılında,
Alaaddin Tepesi'ndeki halk evine taşınan Gençlerbirliği futbolcuları
müthiş bir bağlılık örneği gösterdiler. İdmanyurdu ile oynayacakları
maça bir kaç gün kalmıştı. Yıllardır kullandıkları formaların çok
eskimiş olduğunu gördüler. Onlara göre zengin takımı İdmanyurdu
karşısına, halkın takımı Gençlerbirliği eski formalarla çıkamazdı. Ama
yenileri içinde paraları da yoktu. Futbolcular önce binanın yüksek
pencerelerinde ki çizgili siyah beyaz perdelere baktılar. O Parlak
kumaşlı perdeleri indirdiler ve kendilerine forma yaptırdılar. Yeni
kıyafetler maça yetişmiş ve o kumaştan oldukça güzel, çubuklu formalar
ortaya çıkmıştı. Konya Gençlerbirliği'nin gururlu futbolcuları kulüp
binasındaki perdelerden yaptırdıkları formalarla, ezeli rakiplerini
3-0 yenmeyi başarmışlardı.
İki kulüp arasındaki rekabet futbolun
dışındaki branşlara da yansımıştı. İdmanyurdu Gençlerbirliği'nin hemen
ardından bisiklet takımını kurmuş, eskrim ve atletizmin yanı sıra
basketboldaki rekabet futbolu aratmayacak hale gelmişti. 60'lı
yıllarda bu kez İdmanyurdu, önce davrandı, basketbol takımını kurar.
Atatürk spor salonunda oynanan maçlara binlerce taraftar geldi ve çok
çekişmeli maçlar oynanmıştı.
Yine aynı yıllarda futbol takımları,
Türk futbolunun da gelişmesine paralel olarak Konya dışından daha
kaliteli futbolcuları transfer etmeye başladı. 1965 yılının ikinci
yarısında ikinci ligde mücadele eden Konyaspor, ilk olarak Ankara
Gençlerbirliği'nden sağ açık İlhan'ı transfer etti. 1947 ve sonrasında
Konyalı bir çok futbolcu 3 büyük takımın gözdesi oldu. Mehmet Ortaer
ve Şükrü Sümer gibi isimler Beşiktaş'tan transfer teklifi aldı. Ama
ailelerinden izin alamadıkları için İstanbul'a gidemediler. Orhan ise
terzilik yaptığı için Fenerbahçe fırsatını kaçırdı.
Gençlerbirliği'nden Şevket Yorulmaz ise bu döngüyü bozdu ve Beşiktaş'a
transfer olarak Süleyman Seba ile birlikte uzun yıllar top koşturdu.
Oynadığı 15 milli maçta, 13 gol atarak Konya ve Türk futbol tarihine
geçmeyi başardı. "Yanda" isminde Macar bir futbolcuya benzediği için
"Yanda Arif" olarak bilinen Arif Sevinç, Galatasaray'da oynadı. Arif
Sevinç 1950 yılı sonunda Konya şampiyonu olan İdmanyurdu takımının
antrenörüydü ve Adana'da yapılan grup maçlarında oyuncularıyla
birlikte harikalar yarattı. Yeşil beyazlı takım 1932 yılında Samsun'da
yapılan Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası'nda finale kadar yükseldi.
Rakip İstanbul boğalarıydı. Adları amatördü ama zaten birinci ligin
dışında lig olmadığı için amatör takımlarda son derece kaliteli
oyuncular vardı. Türkiye'nin en iyi amatör takımı olma savaşı veren
İdmanyurdu, İstanbulspor'a 1-0 yenilerek şampiyonluk şansını finalde
kaybetti. Nuri Yenal'ın önemli transferler yaparak oluşturduğu ve
yenilmez armada olarak kabul edilen Gençlerbirliği takımı da, Türkiye
dördüncülüğüne ulaştı. Göz önünde olan bu iki takımın yapamadığını ise
1977 yılında Demirspor gerçekleştirdi ve Ankara'da Türkiye Amatör
takımlar Şampiyonu olmayı başardı.
Şehrin
yetiştirdiği en ünlü futbolcularından biride Sarı Mehmet lakabıyla
tanınan Mehmet Aktan'dı. Mehmet, önce Ankaragücü'ne gitti. Milli takım
teknik direktörü Gündüz Kılıç da onu İtalya maçında ilk on birde
sahaya çıkardı. Ünlü sol açık Rossi'ye adım attırmayan Sarı Mehmet bir
anda tüm Türkiye'nin kalbinde taht kurdu. Galatasaray'da da oynayan
Mehmet'in futbol yaşamı sakatlıklar yüzünden uzun sürmedi.
1950'li
yıllarda Konya'ya gelerek özel maç yapan ilk yabancı takım Pakistan
milli takımı oldu. Konyaspor'un profesyonel lige girmesinden sonra
İstanbul'dan Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş özel maç yapmak için
Konya'ya geldi. Avusturya'nın ünlü Sturm Graz takımıyla da Konya
İdmanyurdu karşılaştı. Yeşil beyazlı takım maçı 3-0 kaybetti.
Belçika'nın Charleroi ve İsveçîn Juriasenne takımları da Konya'ya
gelen diğer yabancı takımlardı.
1960'lı
yıllar Anadolu'da futbolun kaderinin değiştiği yılların başlangıcı
oldu. 1964 de Orhan Şeref Apak başkanlığında ki futbol federasyonu, 13
takımlı 2.profesyonel futbol ligini kurdu. bu ligde Konya'dan da takım
olmasını isteyen Apak; şehirdeki en büyük iki takımın yöneticilerine
birleşmelerini teklif etti. Vali Ali Rıza Aydos, orhan Şeref Apak ve
Beden Terbiyesi Genel Müdürü Fikret Altınel'in iki yıl süren çabaları
yeterli olmadı ve ortak rengin hangisi olacağı, efsane bina ve diğer
mal varlıklarının paylaşımında ki sorunlar nedeniyle İdmanyurdu
cephesi birleşmeye karşı çıktı. Bunun üzerine Konya Gençlerbirliği,
federasyonun da desteğini alarak kongreye gitti ve ismini Konyaspor
olarak değiştirdi. Artık daha da güçlenen ve profesyonel olan Anadolu
Karatalı'nın keskin bakışlara sahip iki başı vardı. Selçuklu kartalı
artık onların arkasındaydı. Bir anlamda gerçek tarih de burada
başlıyordu. Çimentospor ve Meramspor'un iltihaklarıyla güçlenen
Konyaspor, 1965 yılında 2.Futbol Ligi'ne katılıyordu.
Kulübün
başkanlığına Gençlerbirliği'nin 22 yıl formasını giyen ve kaptanlığını
yapan Mehmet Ortaer getirildi. Konyaspor'un profesyonel ligde mücadele
etmesi şehirdeki futbol tutkunlarının siyah beyazlılara daha fazla
ilgi göstermesini sağladı. Konya İdmanyurdu, ezeli rakibin hızlı
yükselişine dur diyemeyince arkasından koşmayı tercih etti. İkinci lig
şansı artık yoktu. Onlar da yine profesyonel olan 3.lige katılmak için
girişimlerde bulundular. Federasyon Başkanı Orhan Şeref Apak,
Konyaspor'un teşekkülüne katkıda bulunmadığı yani birleşmeye
yanaşmadığı için İdmanyurdu'nun lige katılmasına pek sıcak bakmıyordu.
Araya siyasetin gücü girdi. Konya'lı olan dönemin İçişleri Bakanı
Faruk Sükan'a durum aktarıldı. İstedikleri olmazsa valilik önünde
taraftarların büyük bir eylem yapacağı söylentisi yayıldı. Bunun
üzerine Faruk Sükan'ın girişimleriyle, Orhan Şeref Apak izinli
gösteridi. Onun başkanlık etmediği ilk federasyon toplantısından, 1967
yılında Konya İdmanyurdu'nun 3.lige alınması yönünde karar çıktı.
Konyaspor,
1965 yılında 2.Ligde'ki ilk maçını Samsunspor ile oynadı. Efsane
kadroda; kaleci Muzaffer, sağ bek Hikmet Deniz, sol bek Tayyar İnanç,
sağ haf Sarı Mehmet, santrhaf Serpil Pilgir, sol haf Çetin Taşpınar,
sağ açık Şükrü Sorgüç, sağ iç Ali Büyükbayram, santrafor Hasan
Altıoklar, sol iç Didi lakaplı Hasan Hüseyin ve sol açık Cankut Özbay
vardı. ilk maçında Samsunspor'a 1-0 mağlup olan çift başlı kartallar,
ikinci maçında Bursaspor ile karşılaştı. Tamamı amatör takımlardan
seçilen Konyaspor'un futbolcuları, iddialı olan Bursaspor'la ilk
yarıyı 0-0 kapatınca ortalık bir anda karıştı. Takımın santraforu
Serpil Pilgir, rakip teknik adamın devre arasında soyunma odalarına
geldiğini, ilginç olaylar yaşandığını anlatıyor. "Maçı daha fazla
önemsemeyin" teklifini kabul etmeyen Konyaspor'dan Tuncay Bilge,
ikinci yarının hemen başında, Konyaspor'un profesyonel ligdeki ilk
golünü attı. Bursaspor'dan Vedat Okyar, takımını beraberliğe taşıdı.
Maçın hakemi neredeyse tüm kararlarını ev sahibi takımın lehine
vermekteydi ve Mesut'un golüyle Bursaspor maçı 2-1 kazandı.
İlk yıllarda
ikinci ligde sıkıntı çeken Konyaspor, canını dişine takan amatör
futbolcularla daha fazla dayanamadı ve 1968 yılında İdmanyurdu'nun
bulunduğu 3.lige düştü. Artık iki takımda profesyoneldi ve aynı grupta
mücadele edeceklerdi. Ezeli rekabetin küllerinde yeniden alevler
çıkmaya başladı. Şehir tamamen ikiye bölünmeye başlamış kartal ve
yıldızın düşmanlığa varan rekabeti, aile, arkadaş ve iş ortaklarının
bile ilişkilerini bozar hale gelmişti.
Artık rekabet
oynanan her maçla birlikte düşmanlık tohumları ekiyor, şehirde ki
huzur ortamı iki futbol takımı yüzünden iyiden iyiye bozulmaya
başlıyordu. Konyaspor başkanı Veysel Büyükmumcu, her şeye rağmen
dostluğu yeşertmek için çaba sarf ediyordu. İdmanyurdu'nun kaptanı
Haldun Üstel 1977 yılı sonlarında evlenme kararı almış, düğün yapmak
için de Konyasporluların sürekli kıskandığı ve kapısından bile
giremedikleri kulüp binasını seçmişti. Haldun, ezeli rakiplerinin
başkanını düğüne davet etti. Büyükmumcu, futbolcularıyla birlikte
hediyesini de yanına alarak düğüne gitti. 1981 yılında gerçekleşecek
büyük birleşmenin ilk sinyalleri işte böyle verilmişti.
O yıllarda
hayat elbetteki futboldan ibaret değildi. Kenan Evren Paşa idaresinde
12 Eylül darbesi yapılmış, ülkede ayrımcılığa neden olan her türlü
toplumsal hareket bastırılmaya çalışılıyordu. Konya halkını bölen
İdmanyurdu-Konyaspor rekabeti de bundan nasibini almakta gecikmedi.
İhtilalin ardından 2.Ordu Komutanı olan Orgeneral Bedrettin Demirel,
iki kulübü birleştirmek için girişimlere başladı. Paşa başkanları
çağırdı ve artık uzlaşmalarını istedi. Konya İdmanyurdu yine direndi.
Kulüp binası, renk ve isim konusunda tereddütleri olan yeşil beyazlı
takımın başkanı, Bedrettin Paşa ile görüştükten sonra işin ciddiyetini
anladı. Ankara'ya gidildi ve işlemler halledildi.
Artık
sorunlar çözülmüştü. Ne taraftar kavgaları, ne zaferde ki kulüp
binası.. Büyük birleşmenin önündeki tüm engeller ortadan bir anda
kalkıvermişti. Bedrettin Paşa, Konya'ya tek takım olarak dönülmesinin
onuruna birde kokteyl verdi.
Türkiye
liglerinde Konya'yı temsil edecek bu güçlü kulübe Konya'nın tek takımı
olduğu için Konyaspor ismi verildi. Renk konusunda ise İdmanyurdu'nun
isteği kabul edildi ve siyah beyaz aşkı sona erdi. Bozkırın
ortasındaki büyük ovada yeşil beyaz renkli bayraklar dalgalanmaya
başladı. İdmanyurdu'nun yıldızının yerine Konya'nın Anadolu Selçuklu
Devleti'ne başkentlik yapmasına saygı gösterildi. Doğunun ve batının
hakimi keskin bakışlı çift başlı kartal futbolun da hakimi olmak için
yeşil beyaz renklerin üzerinde amblem olarak duracaktı. Kartalı
çevreleyen tarımın ve buğdayın sembolü başaklar da Konyaspor'u yalnız
bırakmadı. Peki bu yeni takımın kuruluş tarihi ne olacaktı ?
Konyasporlular iki kulübünde köklü tarihini hatırlatması için amblemin
altına 1922 ya da 1965 yazılması gerektiğini savundular. Ama kartalı
kabul etmenin ezikliğini yaşayan İdmanyurdu cephesi, birleşme tarihini
kuruluş tarihi olarak kabul ettirdi. Artık efsanenin resmi doğum
tarihi 1981'di.
İki takımın
da en yetenekli oyuncuları yeni takımın kadrosunu oluşturdu.
İdmanyurdu kaptanı Haldun Üstel ile Konyaspor kaptanı Nuri Mehtap,
aynı takımda buluşmuşlardı. Konyaspor'dan daha fazla futbolcu gelmiş
ve Servet Atun kaptan olarak belirlenmişti. Ama taraftarlar alınan bir
yenilgi sonrası birbirleriyle tartışmaya devam ediyorlardı. bu kez
"sizin futbolcuların hatası yüzünden yenildik" tartışmaları
yapılıyordu. Birleşmenin ardından birinci lig hedefine ulaşma
isteğinin de etkisiyle artık tamamı Konyalı futbolculardan oluşan
kadrolar kurulmuyordu. İddialı maçlar oynanıyor, Konyalı futbolcular
iddiasını kaybetmeye başlıyordu.
Birkaç yıl
geçtikten sonra Konya futbolunun önüne öyle bir hedef çıktı ki artık
ne İdmanyurdu ne Konyaspor konuşuluyordu. Konya gibi büyük bir şehrin
takımının Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi takımlarla aynı
ligde yer alması gerektiğini savunuyordu taraftarlar. Tüm şehir
şampiyonluk hedefi etrafında birleşti. 1984 yılından itibaren Mustafa
Bülbül ve Süleyman Çınar başkanlığında birinci lige yükselebilmek
adına güçlü kadrolar oluşturuldu. Büyük çaba sarfedildi. 1986 yılında
Konyaspor sezonun son maçına kadar iddiasını sürdürdü. Şampiyonun
belli olacağı son hafta Mersin deplasmanına giden yeşil beyazlı takım
rakibini 2-1 yendi ancak Kayserispor'un Adanaspor'la berabere kalması
gerekiyordu. Şaibeli bir maçın ardından Adanaspor yenildi ve
Kayserispor o yıl 1.lige çıktı. Birleşmenin üzerinden 5 yıl geçmiş ve
son maçlarda kaçan şampiyonluklar taraftarları üzmeye başlamıştı.
1987 yılında
Süleyman Çınar başkan oldu. Yine güçlü bir takım kuruldu. Tribünler
her maçta tıklım tıklım doluyor ve son maça kadar takımdan destek
esirgenmiyordu. Yine düğüm son hafta çözülecekti. Konyaspor evinde
oynanacak maçta rakibi Tarsus İdmanyurdu idi. Şampiyonluğun diğer
adayı Sakaryaspor ise Çanakkale ile oynayacaktı. Taraftarlar bu kez
işi şansa yani topun yuvarlak olmasına bırakmak istemedi. İki maçta
aynı saatte başlayacaktı. Rakip takımın maçından bilgi almak için bazı
önlemler alındı. Bunlardan biride sahaya tavuk bırakmak maçın geç
başlamasını sağlamaktı. Herşey planlandığı gibi gidiyordu, ancak
sahada ki futbolcuların Tarsus'u tam 6 farkla yenmesi gerekiyordu.
Birde gol yediler ve rakam 7'ye yükseldi. Bu arada, önce başlayan
maçtan, Sakaryaspor'un galip durumda olduğu haberi geldi. Tribünler
çılgına dönmüştü. Konyaspor 3-1, 4-1 derken skoru 5-1 e getirdi. Ama
olmadımı olmuyordu ve gerekli fark yakalanamıyordu. O maçtan sonra bir
daha görev verilmeyen 1.lig hakemi, Aykan Köseoğlu'nun bitiş düdüğünü
çalmasıyla tribünler çılgına döndü. Duydukları üzüntü büyük bir öfkeye
dönüşmüştü. Sezon boyunca verdikleri desteğin karşılığını alamayınca
önce futbolculara daha sonra da cadde ve sokaklarda gördükleri herşeye
saldırmaya başladılar, şampiyonluk sadece 2 gol yüzünden kaçmıştı.
1987-1988
sezonunda Süleyman Çınar ve arkadaşlarının istifasıyla Anadolu Kartalı
bir anda sahipsiz kaldı. Maddi sorunlar aşılamıyordu, şampiyonluk için
para gerekiyordu. Şans o günlerde belki de ilk defa Konyaspor için bu
kadar cömert davranıyordu. Şehirde öyle bir vali vardı ki; hem görev
yaptığu şehrin hem de futbolun aşığıydı. İmparator lakabıyla tanınan
Vali Kemal Katıtaş ve Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Öksüz, daha
önce fikir desteği verdikleri Konyaspor'a bu kez herşeylerini vermeye
hazırdılar ve taşın altına ellerini sokmaya razı oldular.
Bir sezon
önce Tarsus İdmanyurdu maçında çıkan olaylar pahalıya patlamıştı.
Verilen cezalar nedeniyle evinde oynaması gereken 5 maçı deplasmanda
oynayacak olan Konyaspor'un Ahmet Öksüz başkanlığında ki yeni yönetimi
ne yapacağını bilemez durumdaydı. Ama Şefik Tarhan, Ali Ataman ve
Şemsettin Beştav gibi futbolu iyi bilen yöneticiler hemen kolları
sıvayıp transfere başladılar. Belediyenin tam desteğiyle maddi
sorunlar çözülmüştü.
Bir çoğu
1.ligde top koşturan 7 oyuncu kiralandı. Bunların arasında
Galatasaray'lı Büyük Metin ve yine sarı kırmızılı takımın daha sonra
efsane futbolcularından olan Suat Kaya da vardı. Konyalı olan sadace
Celalettin ve Salih vardı. Ortaya tecrübeli ve çok koşan bir takım
çıkmıştı. Son olarak onları şampiyonluğa inandırmak kaldı.
Taraftarların 1.ligi ne kadar çok istediğini bilen futbolcularda, sert
bir Karadenizli olan Özkan Sümer'in motivasyon yöntemleri, gerekli
inancın oluşmasını sağladı.
Sezon
başladı, ilk maçlarını cezası nedeniyle deplasmanda oynayan Konyaspor,
karşısına çıkanı yeniyor, artık 1.ligin perdesi aralanıyordu. Son
haftalara doğru heyacan giderek arttı. Bakırköyspor şampiyonluğun
yakasını bırakmıyordu. Karşıyaka ve Bakırköyspor ile oynanan maçlar
hiç bir zaman unutulmadı. Rahat maçlar oynayan Anadolu Kartalları,
Konya'da oynadığı Muğlaspor maçını Konyaspor'da yetişmiş olan Salih'in
attığı golle 1-0 kazandı. Şampiyonluk için kenetlenen taraftarlar;
Atatürk Stadyumu'nun çimlerinde çözüldü. Konyaspor profesyonel
mücadelesinin 22.yılında büyüklerin yanında, yani 1.ligdeydi.
Bu heyacanlı
maçları hiç kaçırmayan, Konyaspor'un şampiyonluğu için şehri seferber
eden İmparator Vali Kemal Katıtaş, takımın 1.lig yolunda ipi
göğüslediğini göremedi. Katıtaş, makamında çalışırken kalp krizi
geçirerek hayatını kaybetti.
Ahmet Öksüz
görevi bıraktı ve yeni yönetim 1.ligde çalıştırması için takımı Erol
Togay'a emanet etti. İlk maçında sahasında Sarıyer'e 3-0 yenilen ancak
ligdeki ilk yılında 43 gol atan yeşil beyazlılar, sezonu 46 puanla
8.sırada tamamladı. Bu sırada Togay'ın yerine Şener Dal, onun yerine
de sezon sonunda Arif Çetinkaya teknik direktör oldu. 1989-1990
sezonunda yine 46 puan toplayan Konyaspor, bu kez sıralamada 7. idi.
Sonra ki iki sezon takım düşüşe geçti ve 12.sıranın üstüne çıkamadı.
1989-1990 yılında tek antrenör görev yaptı. Yugoslav Zoran Çolakoviç.
1990-1991 sezonunda Çolakoviç ile başlayan, Konyaspor, peşinden takımı
Tezcan Uzcan'a teslim ederken kısa süre sonra da Polanyalı Franz Smuda
ile anlaştı. 1991-1992 de Ömer Zengin, Ömer Duran, Franz Smuda ve Arif
Çetinkaya, 1992-1993 sezonunda Arif Çetinkaya, Murat Özgen, Yugoslav
Hüsnü Majuni, Ömer Zengin ve Naci Renklibay teknik direktör olarak
görev yaptılar.
Sık sık hoca
değiştirilmesi kötü gidişe dur diyemedi ve kapkara geçen 1993 yılında
Anadolu'nun çift başlı kartalı, 23 yıl kaldığı 2.lige yeniden dönmek
zorunda kaldı.
1.Lige çıkmak
artık çok daha zordu. Ünlü başkanlar, ünlü futbolcular, ünlü teknik
direktörler geliyor ama şampiyonluk bir türlü gelmiyordu.
Nihayet yine
bir sahipsizlik, ama sonrasında gelen kenetlenme yılının ardından
2002-2003 futbol sezonunda kartal gerçek yuvasına geri döndü.
Artık
istikrarı yakalayan, gerçek anlamda profesyonelliğe ve kurumsallaşmaya
her şeyini adayan kartal, yüksek uçuyor artık. Kartal bundan sonra da
yüksek uçmaya devam edecek...
Konyaspor’un
profesyonel lig boyunca başkanlıklarını şu isimler yaptı.; Mehmet
Ortaer, Veli Nurullahoğlu, Orhan Tütüncü, Kazım Özbay, Mehmet Saim
Çetin,Ömer Armağan, Eşref Eşrefoğlu, Ahmet Onocak, Kamil Civelek, Oğuz
İyioldu, İsmail Çapar, Sezai Arısoy, Fahrettin Hiçdönmez, Ömer
Civelek, Servet Acar, Sedat Varol, İrfan Mescioğlu, Veysel Büyükmumcu,
Halis Ünal, Ahmet Yüzbaşıoğlu, Mehmet Çolakoğlu, Mehmet Düzel, Mustafa
Bülbül, Süleyman Çınar, Ahmet Öksüz, Kudret İrdirençelebi, Algün
Tunçalp, Metin Ortakakarpuz, Bahtiyar Demir, Numan Erkan, Sait Gönen,
Mehmet Oktut, Ahmet Hamdi Uçarok, Mevlüt Sarı, Mustafa Bayram, Mehmet
Köseoğlu, Ahmet Şan, Mustafa Yayla, M.Ali Kuntoğlu ve Bahri Karapınar.
Konyaspor,
şu anda Turkcell Süper Lig'i olarak adlandırılan ligde Anadolu’dan
yükselen bir takım olarak dikkatleri çekmektedir. Süper lige çıktığı
2002-2003 sezonundan bu yana yaptığı transferler ve altyapı
çalışmalarıyla Konyaspor,günü birlik başarılar yerine kalıcı
başarıları hedeflemektedir. Ahmet Şan’ın başkanlığını yaptığı yönetim
kurulu, Konyaspor Futbol takımını şehrimize yakışır seviyelere
çekmekle kalmayıp kulube, kurumsal bir kimlik kazandırmak için gece ve
gündüzlerini vermektedirler. Yönetim Kurulu, gelecekte tesisleriyle ve
diğer branşlarıyla büyük başarılara imza atmaya hazır bir Konyaspor
için, halkın da desteğiyle çalışmalarını sürdürmektedir.
Ama maalesef
2008-2009 sezonunda küme düşmüş ve 2009-2010 Bank Asya Ligi'nde
mücedelesini ve
hedefini yine şampiyon olarak belirlemiş olup Turkcell Süper Ligi'ne
çıkmak için tüm şartları zorlamaktadır.
Konyaspor Kulüp Adresi: Zafer Meydanı,
Zafer Çarşısı 3.Kat KONYA
Telefonu:
0.332.353 15 22 Faks:
0.332.353 68 63
Resmi web sitesi:
www.konyaspor.org.tr
Derleyen: İbrahim KARABACAK
|